| Ekli Kelime |
Kelime Tercümesi |
|
Aba altından değnek göstermek |
Sakin, yumuşak görünmekle birlikte karşısındakini gizliden gizliye korkutmak."Sakın onlara aba altından değnek göstermeye kalkma, yoksa kaçırırsın."
|
|
Abacı, kebeci, ara yerde sen neci?: |
"Tamam, ilgililer bu işe karışabilirler, ama sen neci oluyorsun" anlamında kullanılır. |
|
Abayı yakmak: |
Gönül verip âşık olmak, tutulmak."Türkmen kızına abayı yakalı beri, sazı elinden düşürmez oldu." |
|
Abbas yolcu: |
1. Yola çıkmaya kesin kararlı."Abbas yolcu! Daha fazla oyalamayın." 2. Ölmek üzere (olan). "Komaya girdi, abbas yolcu mu ne?" |
|
Abesle iştigal etmek: |
Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek."Şu yaşa geldin, ama abesle iştigal etmekten vazgeçmedin." |
|
Abuk sabuk konuşmak: |
Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek. "Yeter artık, abuk sabuk konuşmalarına daha fazla dayanamayacağım." |
|
Abur cubur: |
Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler."Ne diye çocukların karnını abur cuburla doyuruyorsun?"
Aceleye getirmek (dara getirmek): 1. Bir işi |
|
Aç acına: |
Aç olarak, hiçbir şey yemeden."Bu iş aç acına yapılmaz." |
|
Aç susuz kalmak: |
Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek."Afrika kıtasının pek çok insanı aç susuz kalmış durumda." |
|
Acemi çaylak: |
Toy, tecrübesiz, beceriksiz. "Acemi çaylağa bak hele! Sen mi tamir edeceksin o saati?" |
|
Açlıktan nefesi kokmak: |
1. Çok fazla yoksulluk içinde bulunmak."Dün açlıktan nefesim kokuyordu ama bugün çok şükür karnım tok."2. Uzun zaman bir şey yemediği anlaşılmak. |
|
Açmaza düşmek: |
İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. "Beni bu açmazdan ancak çocuklarım kurtarır." |
|
Acı çekmek (duymak): |
1. Ağrı, sızı duymak. "Kazadan sonra çok acı çekti." 2. Üzülmek, üzüntü içinde kalmak."Eşini kaybedeli on yıl oldu ama o hâlâ acı çekiyor."
Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek) |
|
Acı söz: |
İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz."Bu acı sözlerine kim katlanır sanıyorsun?" |
|
Acı soğuk: |
Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk."Acı soğuk insanın iliklerine işliyordu." |
|
Açık alınla: |
Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle."Hemen her işten açık alınla çıkar onlar." |
|
Açık bono vermek: |
Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak. |
|
Açık fikirli: |
Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse."Bu toplumun açık fikirli insanlara duyduğu ihtiyaç, bugün daha fazladır." |
|
Açık kalpli (yürekli): |
Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse."Komşumuz kadar açık kalpli bir adam görmedim." |
|
Açık kapı bırakmak: |
Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak."Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun. |